İsrail Savaş Uçakları, Beyrut'u Bombaladı: Ateşkesten Sonra İlk Saldırı İsrail Savaş Uçakları, Beyrut'u Bombaladı: Ateşkesten Sonra İlk Saldırı

Fransa, Afrika ile ilişkilerinde uzun bir geçmişe sahip ve bu ilişkiler, tarihsel olarak farklı dönemlerde farklı evrimler geçirmiştir. Fransızların Afrika'daki varlıkları, genellikle üç temel motivasyon etrafında şekillenmiştir: politik, ekonomik ve kültürel. Fransa, Afrika'yı sadece bir sömürge alanı olarak görmemiş, aynı zamanda kendi uygarlık misyonunu gerçekleştirme çabası içine girmiştir. Bu bağlamda, "mission civilisatrice" (uygarlık misyonu) ifadesi, Fransızların Afrika’daki etkisini tanımlayan önemli bir kavram haline gelmiştir.

  1. yüzyılın başlarından itibaren Fransa, Afrika kolonilerinden büyük ekonomik ve askeri bağımlılıklar geliştirmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrası Afrika kolonilerinden elde edilen kaynaklarla toparlanan Fransa, 1930’lardaki Büyük Buhran ile birlikte Afrika'nın önemini bir kez daha artırmıştır. 1960’lara gelindiğinde, Pan-Afrikanizm ve bağımsızlık bilinci Afrika'da yayılmaya başlamış, Fransa ile Afrika arasındaki ilişki lider temelli bir yapıya bürünmüştür.

Ancak 1990'lı yıllarda, eski liderlerin ölümü ve kuşak değişimiyle birlikte Fransa, Afrika ile olan ilişkilerini yeniden gözden geçirmiştir. Bu süreçte, Fransa'nın Afrika politikasında önemli bir dönüşüm yaşanmış, tek taraflı ilişkilerden çok taraflı ilişkilere yönelme başlamıştır. Fransa, Afrika meselelerini Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Birliği (AB) gibi uluslararası kurumlar üzerinden çözmeye başlamış ve bu sayede askeri müdahalelerini daha meşru bir zeminde gerçekleştirme fırsatı bulmuştur.

2020’ler ise, Fransa-Afrika ilişkilerinde önemli bir kırılma noktasını işaret etmektedir. Son yıllarda Sahel bölgesindeki Fransız karşıtı gösteriler, askerî darbeler ve Fransız üslerinin kapatılması gibi olaylar, Fransa'nın Afrika'daki nüfuzunu sorgulatan gelişmeler olmuştur. Özellikle Rusya ve Çin gibi küresel güçlerin Afrika'daki etkisini artırması, Fransa'nın eski politikalarının etkinliğini yitirmesine yol açmıştır. Bu bağlamda, Fransa'nın Afrika'dan tamamen çekilmesi beklenmemekle birlikte, ilişkilerin büyük bir dönüşümden geçeceği açıktır.

Fransa'nın Afrika’dan tamamen çekilmesi, kısa vadede mümkün gözükmemektedir. Afrika, Fransa için küresel bir aktör olarak varlığını sürdürebilmesi için önemli bir bölge olmaya devam etmektedir. Fransa, hala Afrika üzerinden küresel gücünü pekiştirebilmekte, ekonomik çıkarlarını koruyabilmekte ve CFA frangı gibi araçlarla ekonomik tahakkümünü sürdürebilmektedir. Ancak bu ilişkiler, yeni bir boyut kazanmak zorundadır. Özellikle Afrika'da Fransa’ya karşı artan antiemperyalist duygular, Fransa'nın daha dikkatli bir yaklaşım benimsemesini zorunlu kılmaktadır.

Fransa'nın son dönemde Türkiye ile Afrika’daki ortaklıklar kurma çabaları da dikkat çekmektedir. Fransa’nın Türkiye ile yeni bir ilişki modeli geliştirme arayışının arkasında, Rusya ve Çin'in Afrika'daki etkisini sınırlama amacı bulunmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye’nin Afrika’daki rolü, Fransa ile ilişkilerin yeniden şekillenmesinde önemli bir faktör olabilir. Ancak bu yeni ilişki modelinin, Fransa'nın geçmişteki sömürgeci tavır ve söylemlerinden arındırılması gerektiği açıktır.

Fransa, Afrika ile olan ilişkilerini yeniden yapılandırırken, "Türkiyelileştirilmesi" gibi bir yaklaşımı benimsemek, hem Fransa hem de Afrika halkları için faydalı olabilir. Bu, kazan-kazan ilkesi çerçevesinde, Afrika halklarının çıkarlarını ön plana çıkaran ve sömürgeci anlayışlardan uzak bir yaklaşım olacaktır. Sonuç olarak, Fransa’nın Afrika politikası büyük bir dönüşüm geçiriyor ve gelecekte daha dengeli, işbirlikçi ve saygılı bir ilişki modeli şekillenecektir.